<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Biyo RSS</title>
	<atom:link href="http://biyorss.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://biyorss.com</link>
	<description>Popüler ve Güncel Biyoloji Haberleri</description>
	<lastBuildDate>Sun, 15 Jan 2012 23:01:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.3</generator>
		<item>
		<title>The Second Messengers</title>
		<link>http://biyorss.com/2012/01/the-second-messenger/</link>
		<comments>http://biyorss.com/2012/01/the-second-messenger/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Jan 2012 19:58:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Biyo RSS</dc:creator>
				<category><![CDATA[Blog Zinciri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://biyorss.com/?p=8223</guid>
		<description><![CDATA[Yeni Bir Biyoloji Blogu! Takip Önerilir!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">﻿﻿<a href="http://thesecondmessengers.blogspot.com/">thesecondmessengers.blogspot.com</a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>İletişim hepimiz için önemli; hücrelerimiz için de&#8230; </strong>Bizler dışarıdan gelen bir uyaranı <em>(bir sözü, sesi, görüntüyü vb.) </em>beynimizle değerlendirir ve bu değerlendirme sonucunda bir <strong>davranış </strong>ya da <strong>düşünce </strong>ortaya koyarız. Bu sadece bizim için geçerli değil. Bir hücrede de dışarıdan <strong>hücre zarına gelen bir bilgi DNA&#8217;ya ulaştırılır</strong> ve buradan bir <strong>yanıt </strong>oluşturulur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir hücrenin uyarılması hücre zarı üzerindeki reseptörler <em>(alıcılar)</em> aracılığıyla gerçekleşir. Çoğu zaman, uyarıcı madde hücrenin içine direkt olarak girmez, onun yerine bir alıcıya bağlanır ve uyarıcının bağlandığı alıcı, hücre içinde bir dizi olaya sebep olur. Hücre içinde <strong>dizili domino taşları</strong> olduğunu düşünürsek eğer, <strong>uyarıcının alıcıya bağlanmasıyla baştaki domino taşı itilmiş olur</strong>. İtilen taş DNA&#8217;ya kadar ulaşacak bir dizi domino taşını düşürmeye devam eder. Bu aşamada bazı noktalarda, <strong>düşen bir domino taşı kendisine bağlı onlarca domino taşını düşürür</strong> ki bu da küçük bir etkiyle <strong>daha büyük ve daha hızlı bir cevabın alınmasını</strong> sağlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir uyarıcı ile uyarılan ve uyarının genişlemesine <em>(amplification)</em> sebep olan bu araçlara &#8220;<strong>second messengers</strong>&#8221; <em>(ikincil haberciler)</em> denir.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz de eğer <strong>asıl uyarıcıyı öğrendiğimiz</strong>, okuduğumuz <strong>makaleler </strong>olarak düşünürsek, &#8220;<strong>The second messengers</strong>&#8221; yani ikinci mesajcılar olarak <strong>bu bilgilerin daha fazla kişiyle ulaşmasına sebep olacağız; yani bunu ümit ediyoruz&#8230;</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://biyorss.com/2012/01/the-second-messenger/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye Genom Projesi</title>
		<link>http://biyorss.com/2012/01/turkiye-genom-projesi/</link>
		<comments>http://biyorss.com/2012/01/turkiye-genom-projesi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Jan 2012 18:54:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Biyo RSS</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[genom]]></category>
		<category><![CDATA[genom projesi]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://biyorss.com/?p=8115</guid>
		<description><![CDATA[1990&#8242;da başlayan ve 2003&#8242;te sonlanan İnsan Genom Projesi kapsamında, ilk defa bir insanın tüm bir<a href="http://biyorss.com/2012/01/turkiye-genom-projesi/" class="read-more">Continue Reading</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">1990&#8242;da başlayan ve 2003&#8242;te sonlanan <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Human_Genome_Project" target="_blank">İnsan Genom Projesi</a> kapsamında, ilk defa bir insanın<strong> tüm bir genomu dizilenmiş</strong>, insanın genetik kitabı <a href="http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/11181995" target="_blank">okunmuştu</a>. <strong>Geçen 9 yıl içinde</strong> DNA okuma teknolojilerinde <a href="http://biyorss.com/2010/09/abdden-3-nesil-dna-dizileme-teknolojilerine-buyuk-destek/" target="_blank">büyük gelişmeler</a> yaşandı ve <strong>DNA dizileme çalışmalarına</strong> yenileri eklendi. Günümüzde, <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/1000_Genomes_Project" target="_blank">1000 Genomes Project</a> ve<a href="http://www.genome10k.org/" target="_blank"> Genome 10K Project</a> gibi<strong> onlarca dizileme projesi </strong>sürmekte.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu projelerden biri bizi oldukça ilgilendiriyor. Çünkü bu proje, Türkiye genomunu diziliyor. <strong>Boğaziçi Üniversitesi </strong>bünyesinde gerçekleştirilen çalışma kapsamında,<strong> 17 Türkiye vatandaşının genomu dizilemesi bitirilmiş</strong> durumda.<span id="more-8115"></span></p>
<p><a href="http://biyorss.com/wp-content/uploads/2012/01/shadow_image_103718.png"><img class="alignright size-full wp-image-8182" style="margin-left: 10px; margin-right: 0px;" title="shadow_image_103718" src="http://biyorss.com/wp-content/uploads/2012/01/shadow_image_103718.png" alt="" width="236" height="202" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Coğrafi konumu sebebiyle</strong> geçiş bölgesinde yer alan <strong>Anadolu</strong>, yaşamı boyunca<strong> yüzlerce farklı medeniyete</strong> ev sahipliği yaptı. Anadolu&#8217;ya giriş yapan her medeniyet, <strong>kültürü</strong><strong> ile beraber</strong><strong> </strong><strong>genetik bilgilerini</strong> de beraberinde getirdi. Nesilden nesile, kimi zaman karışarak, kimi zaman çekinik kalarak bugüne kadar gelen Anadolu&#8217;nun <strong>genetik bilgisini</strong>, <em>-DNA dizileme teknolojilerindeki gelişmeler sayesinde-</em> artık okuma şansımız var. <strong>Diğer bir deyişle, Türkiye&#8217;nin genomunu artık okuyabiliyoruz.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bu amaçla, <strong>Türkiye&#8217;de yaşayan insanlara ait referans genomu</strong> <strong>oluşturacak</strong> <strong>pilot proje</strong>, <em>(<a href="http://turkiyegenomprojesi.boun.edu.tr/" target="_blank">Boğaziçi Üniversitesi Turkiye Genom Projesi</a>)</em> son aşamasına gelmiş durumda.</p>
<p style="text-align: justify;">Proje kapsamında, Türkiye&#8217;nin farklı şehirlerinde <strong>en az dört kuşak aile geçmişi olan 17 bireyin</strong><strong> tüm genom bilgisi </strong>çıkarılmış ve <strong>analiz </strong>edilmiş. Analizler, şimdilik, <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Copy-number_variation" target="_blank">Kopya sayısı çeşitliliği</a> (KSÇ), yapısal çeşitlilik (YÇ),<a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Single-nucleotide_polymorphism" target="_blank"> tek nükleotid polimorfizmi</a> (TNP) gibi genetik çeşitlilik karakterlerini inceliyor.</p>
<div class="info_box "><span style="color: #008080;"><strong>Kopya sayısı çeşitliliği nedir?</strong> </span>DNA&#8217;nızda bulunan bazı dizilerin, genomunuz boyunca onlarca farklı yerde kopyası bulunabilir. Aynı toplumdaki bireylerde, bu dizilerin kopya sayısı yakındır. Farklı toplumlarda farklı diziler, farklı sayılarda kopya içerebilir. <strong><span style="color: #000080;"><span style="color: #008080;">Tek nükleotid</span> <span style="color: #008080;">polimorfizmi (TNP) nedir?</span></span> </strong>Bir gen içinde belirli bir konumdaki bazda (A, T, C, G) değişiklik, toplum içinde yüksek oranlarda (&gt;%1-0.5) gözülüyorsa buna TNP denir. Örneğin, HTR2A adlı bir genin 15. bazı toplumun %90&#8242;nında adenin, %10&#8242;nunda Guanin ise bu TNP olarak adlandırılır.</div>
<p style="text-align: justify;">Proje <a href="http://turkiyegenomprojesi.boun.edu.tr/research.html" target="_blank">sayfasında </a>yer aldığı üzere, bu proje, <em>&#8220;Türkiye coğrafyası üzerinde tarih boyunca oluşmuş ve halen mevcut olan <strong>genetik yapıyı</strong>, genetik <strong>farklılıkların </strong>ve <strong>benzerliklerin </strong>niteliğini, toplumdaki <strong>genetik çeşitliliğin dağılımı</strong> ve <strong>diğer toplumlarla olan genetik akrabalığın belirlenmesini</strong>&#8220;</em> sağlayacak.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://biyorss.com/wp-content/uploads/2012/01/shadow_image_102828.png"><img class="size-full wp-image-8209 alignright" style="margin-left: 5px; margin-right: 0px;" title="Boğaziçi Üniversitesi" src="http://biyorss.com/wp-content/uploads/2012/01/shadow_image_102828.png" alt="Boğaziçi Üniversitesi" width="200" height="146" /></a>Gerçekleştirilen çalışmanın sonuçları henüz açıklanmadı. Elde edilen sonuç ve analizler, <strong>21 Ocak&#8217;ta Boğaziçi Üniversitesi</strong>&#8216;nde açıklanacak. Çalıştay&#8217;a katılım için <strong>ücretsiz kayıt</strong> gerekiyor. Kayıt olmak için <a href="http://176.240.200.213/trgenom/login.seam" target="_blank">bu bağlantıyı</a> kullanabiliriniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Genom araştırmasının <strong>ilk analiz sonuçlarının</strong>, genom dizilerinin <strong>tıp alanlarındaki uygulamalarının</strong> anlatılacağı çalıştayda, <strong>Uluslararasi Buğday Genomu Dizileme Projesi</strong> gibi çalışmalara da yer verilecek. Çalıştay&#8217;ın programı ise şöyle;</p>
<p><strong>1.Bölüm: TÜRKİYE VE İNSAN GENOM PROJESİ</strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>9:00 </strong>Nesrin Özören, “Yaşam Bilimlerinin ve Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümünün Tanıtımı” , Boğaziçi Üni.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong> 9:15</strong> Cemalettin Bekpen, “Türkiye ve İnsan Genom Projesi” , Boğaziçi Üni.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong> 9:30</strong> Cenk Şahinalp, &#8220;BÜ Türkiye Genom Araştırmasının Biyoinformatik Temelleri&#8221; , Simon Fraser Universitesi, Kanada,</p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong> 10:00</strong> Can Alkan, &#8220;BÜ Türkiye Genom Araştırması İlk Analiz Sonuçlarının Ayrıntılı Sunumu&#8221; , Washington Uni.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong> 10:30</strong> Ömer Gökçümen, &#8220;Dünyanın Genetik Çeşitliliği ve Türkiye&#8217;nin Genomları&#8221; , Harvard Uni.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong> 10:50</strong> Pınar Kavak, &#8220;BÜ Türkiye Genom Araştırması İlk Analiz Sonuçlarının Sunumu&#8221; , TUBITAK-MAM,</p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong> 11:00-11:30</strong> Çay ve Kahve Arası</p>
<p><strong>2.Bölüm: İNSAN HASTALIKLARINDA GENOMİK UYGULAMALAR</strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>11:30</strong> Nazlı Başak, &#8220;21. Yüzyılın Biyolojik Devrimi: İnsan Genom Projesi ve İnsan Sağlığı Üzerine Etkileri&#8221; , Boğaziçi Üni.<strong>12:00</strong> Ahmet Gül, &#8220;Bir kompleks hastalık modeli olarak Behçet hastalığı&#8221; , İstanbul Üniversitesi,</p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong> 12:30</strong> Hilal Özdağ, &#8220;Sporadik Kolorektal Kanser Vakalarında Aile Temelli Genom Boyu Asosasiyasyon Analizleri&#8221; , Ankara Üni.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong> 13:00-14:30</strong> Öğle Yemeği Arası</p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong> 14:30 </strong>Duran Üstek, &#8220;DETAE Genom Merkezi&#8221;, DETAE, İstanbul Üni.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong> 15:00</strong> Nurten Akarsu, &#8220;Nadir Hastalıklarda Genom Boyu Analiz: ALX Gen Ailesi İle İlişkili Fenotipler&#8221;, Hacettepe Üni.,</p>
<p><strong>3.Bölüm: TÜRKİYE&#8217;DEKİ GENOMİK ÇALIŞMALAR VE UYGULAMALAR</strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>15:30</strong> Bayram Yuksel , &#8220;TÜBİTAK İleri Genom ve Biyoenformatik Araştırmaları Merkezi (İGBAM) ve Türkiye’de Genom Analiz Çalışmaları&#8221;, TUBITAK-MAM,</p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong> 16:00</strong> Hikmet Budak, &#8220;Uluslararasi Buğday Genomu Dizileme Projesi&#8221;, Sabancı Üni.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong> 16:30-17:00</strong> Çay ve Kahve Arası</p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>17:00-18:00</strong> AÇIK MASA TARTIŞMASI: Türkiye ve İnsan Genom Projesi, Kişisel Tanı ve Sağlık Açısından Uygulamaları</p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>18:00</strong> Cemalettin Bekpen, &#8220;Kapanış Konuşması&#8221;, Boğaziçi Üni.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://biyorss.com/2012/01/turkiye-genom-projesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hayatın Başlangıç Noktası: TNA</title>
		<link>http://biyorss.com/2012/01/hayatin-baslangic-noktasi-tna/</link>
		<comments>http://biyorss.com/2012/01/hayatin-baslangic-noktasi-tna/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Jan 2012 19:42:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Biyo RSS</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[dna]]></category>
		<category><![CDATA[genetik materyal]]></category>
		<category><![CDATA[hayatın başlangıcı]]></category>
		<category><![CDATA[rna]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://biyorss.com/?p=8103</guid>
		<description><![CDATA[Hayat Nasıl Başladı? Bu tartışmalı soru, bilim dünyasında henüz cevaplanmış değil. &#8220;Hayat&#8221; kavramının, ilk hangi<a href="http://biyorss.com/2012/01/hayatin-baslangic-noktasi-tna/" class="read-more">Continue Reading</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>Hayat Nasıl Başladı?</strong> Bu tartışmalı soru, bilim dünyasında henüz cevaplanmış değil. &#8220;<strong>Hayat</strong>&#8221; kavramının, ilk hangi molekülle ortaya çıktığını açıklamaya çalışan onlarca <strong>hipotez </strong>bulunuyor. <em>(örn: <a href="http://biyorss.com/2010/10/hayat-bulutlarin-arasinda-mi-basladi/" target="_blank">Hayat gökyüzünde mi başladı?</a>)</em> Bu hipotezlerin odağında ise genetik materyaller, yani <strong>DNA </strong>ve <strong>RNA </strong>yer alıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Ortaya atılan hipotezlerin bazısı <strong>önce DNA&#8217;nın sonra da RNA&#8217;nın oluştuğunu</strong> öne sürerken; diğerleri bunun<strong> tam tersini </strong>iddia ediyor. Bu sorular sürerken, bu tartışmaya <strong>DNA </strong>ve <strong>RNA&#8217;nın kimyasal kuzenleri TNA&#8217;lar</strong> da dahil oldu. Hayat, <strong>TNA</strong>&#8216;lar ile mi başladı? <strong>Ayrıca kim bu TNA&#8217;lar?</strong><span id="more-8103"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Önce DNA&#8217;mı vardı, yoksa RNA mı?</strong> Hayatı başlatan molekülün <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/DNA" target="_self">DNA</a> olması, şimdilik <strong>güç görünüyor</strong>. DNA, genetik bilgi depolama konusundaki inanılmaz potansiyeline karşılık, önemli bir <strong>dezavantaja </strong>sahip. DNA, sahip olduğu bu bilginin okunması ve işlenmesi için <strong>enzimlere ihtiyaç duyuluyor</strong>. Enzimlerin olmadığı bir ortamda, DNA tek başına anlamını yitiriyor.  Enzimlerin olmadığı bir ortamda DNA olması; <strong>okuyacak kimsenin olmadığı</strong> bir dünyada <strong>bir kütüphane yapılmasına </strong>benziyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sebeple, hayatın <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Ribonucleic_acid" target="_blank">RNA</a> molekülleri ile başladığı oldukça <strong>popüler hipotezlerden biri</strong>. Diğer adıyla, <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/RNA_world_hypothesis" target="_blank">RNA Dünyası Hipotezi</a>. Bu hipotez&#8217;e göre Dünya  üzerinde, <strong>DNA&#8217;dan önce RNA&#8217;ların olduğu</strong> öne sürülüyor. Çünkü, DNA&#8217;ların aksine, RNA&#8217;lar <strong>enzim olarak da çalışabiliyor</strong>. Enzimlerin yaptığı gibi, <strong>kesim</strong>, <strong>birleştirme vs</strong>. işlemlerini <strong>RNA&#8217;lar kendi başına gerçekleştirebiliyor</strong>. Ayrıca, DNA gibi, genetik bilgi de depolayabiliyor. Bu da RNA&#8217;ları<strong> önemli bir başlangıç noktası seçeneği</strong> yapıyor.</p>
<h2>Yeni Bir Başlangıç Noktası mı?</h2>
<p style="text-align: justify;"><strong>DNA </strong>ve <strong>RNA dünyası </strong>önemli hipotezler iken, yeni bir molekül, <strong>hayatın başlangıç noktası</strong> için önemli ipuçları veriyor. Adı <strong>TNA</strong>, diğer adıyla <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Threose_nucleic_acid" target="_blank">Threose nucleic acid</a>.</p>
<div id="attachment_8138" class="wp-caption alignright" style="width: 246px"><a href="http://biyorss.com/wp-content/uploads/2012/01/RNA11.gif"><img class="size-full wp-image-8138  " title="TNA ve RNA Yapıları" src="http://biyorss.com/wp-content/uploads/2012/01/RNA11.gif" alt="TNA ve RNA Yapıları" width="236" height="163" /></a><p class="wp-caption-text">TNA ve RNA Yapıları</p></div>
<p style="text-align: justify;">DNA&#8217;dan ve RNA&#8217;nın kimyasal kuzeni olan bu molekülün farkı ise <strong>yapısındaki şekerlerde</strong>. DNA&#8217;nın yapı iskeleti <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Deoxyribose" target="_blank">deoksiriboz şekeri</a>, RNA&#8217;nınki de <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Ribose" target="_blank">riboz</a>&#8216;dan oluşurken, TNA&#8217;nın yapısı <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Threose" target="_blank">Threose</a> adı verilen 4 karbonlu bir <strong>monosakkaritten </strong>oluşuyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>TNA</strong>&#8216;lar üzerine çalışmalar gerçekleştiren,<strong> Arizona Eyalet Üniversitesi</strong>&#8216;nden <a href="http://chemistry.asu.edu/faculty/J_chaput.asp" target="_blank">John Chaput</a>&#8216;a göre, <strong>TNA</strong>&#8216;nın yapısına katılan bu<strong> threose</strong>&#8216;un farklı yapısı ilkel Dünya&#8217;da TNA&#8217;ların oluşmasına katkı sağlamış olabilir. <strong>Threose</strong>, riboz ve deoksiriboz&#8217;dan <strong>daha küçük</strong> olduğundan, <strong>TNA</strong>&#8216;nın kendiliğinden oluşmasını <em>-DNA&#8217;ya ve RNA&#8217;ya kıyasla-</em> daha <strong>kolaylaştırıyor</strong>.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://chemistry.asu.edu/faculty/J_chaput.asp" target="_blank">Chaput</a>&#8216;un TNA&#8217;lar üzerine <a href="http://www.nature.com/nchem/journal/vaop/ncurrent/full/nchem.1241.html" target="_blank">gerçekleştirdiği çalışmasında</a>, TNA&#8217;ların RNA&#8217;lar gibi enzim aktivitesine sahip olabileceği gösterilmiş durumda. 3 boyutlu olarak katlanan TNA zincirlerinin belirli proteinlere <strong>spesifik şekilde bağlanabildiği</strong> gösterilmiş. <strong>Chaput</strong>, TNA&#8217;ların bu özellikleri sayesinde <strong>enzim gibi davranabileceğini</strong> belirtiyor. Bahsi geçen <a href="http://www.nature.com/nchem/journal/vaop/ncurrent/full/nchem.1241.html" target="_blank">çalışmada</a>, spesifik olarak bağlanabilen TNA&#8217;ların <strong>yapay seçilim ile</strong> üretildiğini ve<strong> sadece 3 seçilim yapılarak</strong> bir proteine özgü molekül üretilebildiğini eklemekte yarar var.</p>
<h2>TNA Dünyası Mümkün Olmayabilir!</h2>
<p style="text-align: justify;">TNA&#8217;ların bu enzim benzeri yapısı heyecan yaratsa da, bunun <strong>yanlış yorumlanmaması gerekiyor</strong>. Nitekim, <strong>Chaput</strong> da hayatın <strong>sadece ve sadece TNA&#8217;lar ile başlamasına</strong> pek olanak vermiyor. İlkel Dünya&#8217;nın <strong>aşırı koşulları</strong>, TNA&#8217;ları bildiğimiz hayatın <strong>yegane kaynağı olmaktan</strong> biraz uzaklaştırıyor. Ancak, <strong>Chaput</strong>, hayatın oluşma safhasında tek bir genetik materyalden ziyade, bir <strong>genetik materyal türlüsünün</strong><em> (DNA, RNA, TNA ve diğerleri)</em> rol oynamış olacağını <strong>inanıyor</strong>.</p>
<p style="text-align: justify;">Dünya&#8217;nın oluşum sürecindeki ortam koşullarını tam anlamıyla henüz bilmediğimiz için, <strong>TNA&#8217;ların kendi kendine oluşma ihtimali</strong> henüz soru işaretleri içeriyor. <strong>TNA</strong>&#8216;ların, günümüz modern canlıların <strong>hiçbirinde olmaması da diğer bir sorun</strong>.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak, tüm bu olumsuzluklara rağmen, TNA&#8217;lar, yeni bir araştırma konusu doğurduğu için şimdiden ilgiyi üzerine çekmiş durumda. <strong>TNA</strong>&#8216;ların <strong>yapay bir genetik altyapı</strong> için geliştirilmesi de söz konusu. Buna göre, hastalıklı hücrelerde, işlevini yerine getiremeyen RNA&#8217;ların yerine <strong>yapay olarak geliştirilmiş TNA&#8217;ların kullanılması</strong> ileride mümkün olabilir. Nitekim, TNA kullanılarak yapay genetik sistemlerin geliştirilmesi <a href="http://chemistry.asu.edu/faculty/J_chaput.asp" target="_blank">John Chaput</a>&#8216;un araştırma konularından biri.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href=" http://www.newscientist.com/article/dn21335-before-dna-before-rna-life-in-the-hodgepodge-world.htm"><img class="alignright size-full wp-image-8144" title="Before DNA, before RNA: Life in the hodge-podge world" src="http://biyorss.com/wp-content/uploads/2012/01/shadow_image_105814.png" alt="Before DNA, before RNA: Life in the hodge-podge world" width="146" height="36" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://biyorss.com/2012/01/hayatin-baslangic-noktasi-tna/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bakteriden Büyük Virüs Olur mu?</title>
		<link>http://biyorss.com/2011/12/bakteriden-buyuk-virus-olur-mu/</link>
		<comments>http://biyorss.com/2011/12/bakteriden-buyuk-virus-olur-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Dec 2011 19:16:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Biyo RSS</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Sıradışı Canlılar]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://biyorss.com/?p=7823</guid>
		<description><![CDATA[Yeni keşfedilen Megavirus chilensis, artık, bilinen en büyük virüs ünvanına sahip! 1992&#8242;de İngiltere&#8217;de bir soğutma kulesinde<a href="http://biyorss.com/2011/12/bakteriden-buyuk-virus-olur-mu/" class="read-more">Continue Reading</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Yeni keşfedilen <em><strong>Megavirus chilensis</strong></em>, artık, bilinen en büyük virüs ünvanına sahip!<strong> 1992&#8242;de</strong> İngiltere&#8217;de bir soğutma kulesinde keşfedilen <strong><strong>eski rekortmen </strong><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Mimivirus" target="_blank">Mimivirüs</a></strong>&#8216;ün ünvanı, artık, sıradan bir virüsten 20 kat büyük <em><strong>Megavirus</strong></em>&#8216;ün!</p>
<p style="text-align: justify;">Çalışmada görev alan araştırmacılar, bu megavirüs&#8217;ün <strong>amip</strong> gibi denizde yaşayan <strong>tek hücreli canlıları enfekte ettiğini</strong> düşünüyor. Ölçümlere göre, bu dev, <strong>0<strong>.</strong></strong><strong>7 mikrometre çapındaki</strong> boyutuyla bazı <strong>bakterilerden bile büyük</strong>. Virüs, öyle büyük ki, yapılan temel gözlemler sırasında, önce<strong> bakteri olarak tanımlanmış</strong><strong>, türün virüs olması araştırmacıları oldukça şaşırtmış</strong>.<span id="more-7823"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Sadece elektron mikroskopları ile görünen diğer virüslerin aksine, bu yeni türü temel <strong>ışık mikroskopları ile görmek mümkün</strong>. <strong>Mimivirüs </strong>gibi, <a href="http://www.pnas.org/content/early/2011/10/04/1110889108.full.pdf+html?sid=d101fd41-6548-4167-9ae1-ba8d9a4ec0e0" target="_blank">yeni keşfedilen</a> bu <strong>Megavirüsler </strong>de, dış kısımlarında <strong>saç benzeri fibril yapılara</strong> sahip. Bir görüşe göre, bu fibriller, virüsleri amiplerin beslendiği <strong>bazı bakterilere benzetiyor</strong>. Bu şekilde amipleri kandırıp, virüsleri bakteri gibi tanımalarını ve <strong>hücre içine almalarını sağlıyor</strong> olabilir. Bu noktada, megavirüslerin,<strong> insanlar için tehdit oluşturmadığını</strong> hatırlatmakta fayda var.</p>
<div id="attachment_8084" class="wp-caption alignright" style="width: 182px"><a href="http://biyorss.com/wp-content/uploads/2011/12/Megavirus-chilensis.jpg"><img class="size-full wp-image-8084     " title=" Megavirus chilensis" src="http://biyorss.com/wp-content/uploads/2011/12/Megavirus-chilensis.jpg" alt=" Megavirus chilensis" width="172" height="213" /></a><p class="wp-caption-text"> Megavirus chilensis</p></div>
<p style="text-align: justify;"><strong>Şili</strong>&#8216;nin <strong>Las Cruces</strong> sahillerinde bulunan bu yeni tür üzerinde gerçekleştirilen <a href="http://www.pnas.org/content/early/2011/10/04/1110889108.full.pdf+html?sid=d101fd41-6548-4167-9ae1-ba8d9a4ec0e0" target="_blank">genetik çalışmalar</a>, megavirüs&#8217;ün <strong>genomunun da</strong> (bir virüse göre) <strong>mega boyutlarda</strong> olduğunu gösteriyor. Çalışmada görev alan <strong><a href="http://www.igs.cnrs-mrs.fr/SpipInternet/spip.php?article88&amp;lang=fr" target="_blank">Chantal Abergel</a></strong> ve <strong><a href="http://www.igs.cnrs-mrs.fr/SpipInternet/spip.php?article39&amp;lang=fr" target="_blank">Jean-Michel Claverie</a></strong>&#8216;nin araştırmalarına göre, virüs,<strong> 1,259,197 bazlık bir genoma</strong> sahip. Bu genom içinde,<strong> konağı içinde çoğalmasını</strong> ve <strong>yapısal birimlerini üretmek</strong> için <strong>1120 kadar gen</strong> barınıyor. Genlerin <strong>%23&#8242;ü</strong> ise, eski rekortmen Mimivirüs&#8217;te <strong>bulunmuyor</strong>. Yani Megavirüs&#8217;e özgü. Bu haliyle, dizilimi yapılan <strong>en büyük viral genom</strong> özelliğine de sahip.</p>
<p style="text-align: justify;">Profesör <strong><strong>Claverie</strong></strong>, bu gelişmiş düzeni şu şekilde <strong>özetliyor</strong>. <em>&#8220;Her şeyi, küçücük bir parçacık başlatıyor. Küçük parçacık büyüyor ve büyüyor. Ardından, bakıyorsunuz ki, tek bir hücre, devasa bir virion fabrikasına dönüşüyor. Bu kadar gene sahip olması da işte bu yüzden.&#8221;</em></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Profesör Claverie&#8217;</strong>nin enfekte amipler üzerinde yaptığı çalışmalar, virüslerin<strong> farklı bir davranışını</strong> daha ortaya koyuyor. Enfeksiyon sonrası, megavirüsler, amiplerin içinde t<strong>ruva atı organeller</strong>i (hücre içinde hücre) oluşturuyor. Bu yapay organeller içinde, yeni <strong>virüslerin üretimi </strong>sağlanıyor. Bu organellerin<strong> çalışma mekanizması</strong> ve <strong>fonksiyonları </strong>henüz açığa çıkarılamamış.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Claverie</strong>, viroloji dalının da artık değiştiğini belirtiyor. Eskiden, sadece <strong>insan </strong>ve <strong>hayvanları enfekte eden virüsler</strong> incelenirken, artık <strong>daha geniş bir çevrede</strong> virüsler inceleniyor. Artık göllerden su örnekleri alınıyor ve virüsler tarafından enfekte edilen hücreler toplanıyor. Elde edilen sıradışı virüsler, <strong>&#8220;çevresel viroloji</strong>&#8221; dalının oluşmasını, büyümesini ve popülerleşmesini sağlıyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://blogs.nature.com/news/2011/10/megavirus_claims_biggest_genom.html"><img class="alignright size-full wp-image-8074" title="Megavirus claims ‘biggest genome’ crown" src="http://biyorss.com/wp-content/uploads/2011/12/nature_s1.png" alt="Megavirus claims ‘biggest genome’ crown" width="146" height="36" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://biyorss.com/2011/12/bakteriden-buyuk-virus-olur-mu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Septinler: Bilinmeyen Hapishane</title>
		<link>http://biyorss.com/2011/12/septinler-bilinmeyen-hapishane/</link>
		<comments>http://biyorss.com/2011/12/septinler-bilinmeyen-hapishane/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Dec 2011 19:13:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Biyo RSS</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[hücre fizyolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[immünoloji]]></category>
		<category><![CDATA[protein]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://biyorss.com/?p=8015</guid>
		<description><![CDATA[Hücre bölünmesinden sorumlu, masum bir protein, aslında hücresel savunma sisteminin kritik bir parçası çıktı. Septin&#8217;lerin,<a href="http://biyorss.com/2011/12/septinler-bilinmeyen-hapishane/" class="read-more">Continue Reading</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Hücre bölünmesinden sorumlu,<strong> masum bir protein</strong>, aslında hücresel <strong>savunma sisteminin kritik bir parçası</strong> çıktı. <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Septin" target="_blank">Septin&#8217;lerin</a>, yakın zamana kadar, sadece ve sadece <strong>sitokenez</strong>&#8216;de <em>(hücre bölünmesinde)</em> görev aldığı zannediliyordu. Ancak, bu proteinin pek de masum olmadığı; bakteri enfeksiyonu sırasında <strong>moleküler bir hapishaneye dönüşerek</strong>, çevre hücreleri <strong>bakterilere karşı</strong> <strong>koruduğu </strong><a href="http://dx.doi.org/10.4161/auto.7.7.15593" target="_blank">ortaya çıkarıldı</a>.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Peki bu septin denilen proteinler nedir?</strong> Ne işe yararlar? Hücresel savunma sisteminde nasıl görev alıyorlar? <strong>Ve</strong> <strong>nasıl bir hapishaneye dönüşüyorlar?<span id="more-8015"></span><br />
</strong></p>
<div id="attachment_8026" class="wp-caption alignright" style="width: 213px"><a href="http://biyorss.com/wp-content/uploads/2011/12/S_cerevisiae_septins.jpg"><img class="size-full wp-image-8026 " title="Maya Hücrelerinde Septin Proteinleri" src="http://biyorss.com/wp-content/uploads/2011/12/S_cerevisiae_septins.jpg" alt="Maya Hücrelerinde Septin Proteinleri" width="203" height="154" /></a><p class="wp-caption-text">Maya hücrelerinin bölünmesi sırasında görülen septin (yeşil) proteinleri</p></div>
<p style="text-align: justify;"><strong>Septin</strong>, çoğu organizmada bulunan ve özellikle <strong>h</strong><strong>ücre bölünürken yapı iskeleti görevi gören</strong> bir <strong>protein</strong>. Bugüne kadar, bu protein ile gerçekleştirilen çalışmalar genellikle <strong>maya hücreleri ile sınırlı</strong><span style="text-align: justify;"> kaldığı için diğer olası görevleri hep karanlık kalmış. Bu sebeple, septin&#8217;lerin </span><strong>insan hücrelerindeki fonksiyonları </strong>bugüne kadar açığa çıkarılmamış.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Fransa</strong>&#8216;daki <a href="http://www.pasteur.fr/ip/easysite/pasteur/en" target="_blank">Pasteur Enstitü</a>&#8216;sünden septin&#8217;lerin <strong>insan hücrelerindeki fonksiyonlarını</strong> inceleyen bir araştırma takımı, bu proteinlerin, bunca yıldır <strong>önemli gizemi de içinde barındırdığını</strong> görmüş. Çalışmaya göre, septin&#8217;lerin, <strong>patojen bakterilerin etrafını sararak </strong>hareketsiz bıraktığı, bu şekilde diğer hücreleri <strong>enfekte olmaktan koruduğu</strong> gösterilmiş.</p>
<div id="attachment_8041" class="wp-caption alignleft" style="width: 226px"><a href="http://biyorss.com/wp-content/uploads/2011/12/1.95401.jpg"><img class="size-full wp-image-8041 " style="border-style: initial; border-color: initial;" title="Septin Proteinleri" src="http://biyorss.com/wp-content/uploads/2011/12/1.95401.jpg" alt="" width="216" height="325" /></a><p class="wp-caption-text">Septin proteinleri (kırmızı), bir bakteri (mavi) etrafında kafes oluşturuyor.</p></div>
<p style="text-align: justify;">Bu yeni savunma sistemi, <strong>daha önce hiç bilinmediği için</strong> çok önemli sayılıyor. Çünkü, <strong>dizanteri </strong>ve <strong>benzeri hastalıklara karşı</strong> <strong>yepyeni bir çalışma alanı</strong> yaratıyor.</p>
<h2>Moleküler Hapishane Nasıl Oluşuyor?</h2>
<p style="text-align: justify;">Araştırmada, septin&#8217;lerin hapsetme davranışı <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Shigella" target="_blank"><em>Shigella </em></a>bakterileri üzerinde incelenmiş. <em><strong>Shigella</strong></em>, insanda ve diğer primatlarda <strong>ölümcül diyareye </strong>sebep olan bir patojen bakteri türü. Hücreden hücreye atlayarak yayılan bu patojen türü, hareket etmek için etrafında <strong>aktin-polimerlerinden kuyruklar</strong> oluşturuyor. Bu kuyruklar yardımı ile, <strong>hareket edebiliyor</strong> ve yeni konak hücreleri <strong>enfekte edebiliyor. </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Yapılan çalışmada görülüyor ki, insan hücreleri bu bakterilere karşı karşıya geldiğinde bir acil durum sinyali olan <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Tumor_necrosis_factor-alpha" target="_blank">TNF-α</a> üretiyor. Bu acil durum sinyali <strong>TNF-α</strong>&#8216;nın üretilmesi durumunda <strong>septin iplikçikleri</strong>, çevredeki mikroorganizmaların <strong>etrafını sarıyor.</strong> Kapana kısılan bakterilerin kuyruk oluşumu duruyor ve hareket özelliğini kaybediyor. Daha da ilginci, hapis sonrası, <em><strong>Shigella</strong></em> hücreleri <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Autophagy" target="_blank">otofaji</a> olarak bilinen<strong> hücre intiharına</strong> giriyor.</p>
<h2>Septin&#8217;leri Artık Daha Fazla Duyacağız!</h2>
<p style="text-align: justify;">Konu olan <a href="http://www.landesbioscience.com/journals/autophagy/article/15593/" target="_blank">makalede</a>, ortaya çıkarılan bu yolun, p<strong>atojenlerin yayılmasını önleyecek ilk hücresel savunma sistemi </strong>olduğu belirtiliyor. Çalışma, maya hücreleri üzerinde çalışılan septinlerin, memeli hücre fizyolojisindeki<strong> bilinenden daha dinamik bir rolü</strong> olduğunu gösteriyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Araştırmacılar, bundan sonra, <strong>septin&#8217;ler</strong> ve <strong>otofaji</strong> arasındaki bağlantıyı araştıracak. Ayrıca, septinlerin insanlar için ne kadar önemli olduğu daha ayrıntılı olarak incelenecek. Nitekim, bu proteinler ile ilgili önceki çalışmalarda da, <strong>septinlerin çalışmamasının</strong> ya da septinleri üreten genlerin <strong>mutasyona </strong>uğramasının, <strong>lösemi</strong>, <strong>kolon kanseri</strong>, <strong>Parkinson </strong>ve <strong>Alzheimer hastalığı</strong> gibi <strong>nörodejeneretif hastalıklara</strong> neden olabileceğini öne sürülüyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong>Shigella </strong></em>kaynaklı dizanteri gibi bu hastalıklara karşı, <strong>septin metabolizması</strong> önemli bir <strong>ufuk açıyor</strong>. Bu bağlamda <strong>TNF-α&#8217;nın davranışını taklit edecek ilaçlar</strong> yardımıyla, <strong>septin kafeslerinin etkinliği</strong> artırılabilir. Çalışmada rol alan <strong>Pascale Cossart</strong>&#8216;a göre eğer bu<strong> moleküler kafeslerin sayısı artırılabilirse</strong>, enfeksiyona karşı kullanabileceğimiz<strong> yeni bir yol da açılmış</strong> olacak.</p>
<p><a href="http://www.nature.com/news/septin-proteins-take-bacterial-prisoners-1.9540"><img class="alignright size-full wp-image-8021" title="Septin proteins take bacterial prisoners" src="http://biyorss.com/wp-content/uploads/2011/12/nature_s.png" alt="Septin proteins take bacterial prisoners" width="146" height="36" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://biyorss.com/2011/12/septinler-bilinmeyen-hapishane/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mars Yolcusu Mikroorganizmalar!</title>
		<link>http://biyorss.com/2011/11/mars-yolcusu-mikroorganizmalar/</link>
		<comments>http://biyorss.com/2011/11/mars-yolcusu-mikroorganizmalar/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Nov 2011 09:37:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Biyo RSS</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[astrobiyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[mars]]></category>
		<category><![CDATA[radyasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Sıradışı Canlılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://biyorss.com/?p=7885</guid>
		<description><![CDATA[Rusya, derin uzay çalışmalarındaki 20 yıllık sessizliğini bozmaya hazırlanıyor. Bugün (9.11.2011) fırlatılacak olan Phobos-Grunt (Rus: Mars<a href="http://biyorss.com/2011/11/mars-yolcusu-mikroorganizmalar/" class="read-more">Continue Reading</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>Rusya</strong>, derin uzay çalışmalarındaki <strong>20 yıllık sessizliğini</strong> bozmaya <a href="http://www.foxnews.com/scitech/2011/11/07/russia-plans-mars-mission-haunted-by-past-failures/" target="_blank">hazırlanıyor</a>. Bugün <em>(9.11.2011)</em> fırlatılacak olan <strong><strong>Phobos-Grunt </strong><em>(Rus: Mars Toprağı) </em></strong>ve <strong>Yinghuo-1</strong> araçları, <strong>3 yıllık görevi</strong> içinde <strong>Mars&#8217;ın uydusu</strong> <strong>Phobos</strong>&#8216;a iniş yapacak.<strong> Toprak örneği alıp</strong>, Dünya&#8217;ya geri dönüş gerçekleştirecek. Ancak, uzay araçları, bu yolculuk sırasında <strong>yalnız olmayacak</strong>.</p>
<p style="text-align: justify;">Gezegenler-arası son yolculuğunu <strong>1988&#8242;te</strong> yapan Rusya, <strong>163 milyon $</strong>&#8216;lık bu proje ile <strong>uzay yarışına geri dönüyor</strong>. Esas görevi<strong> toprak örneği almak</strong> olan araçlar, kozmik radyasyonun <strong>mikroorganizmalara etkilerini</strong> de inceleyecek.<span id="more-7885"></span></p>
<div id="attachment_7909" class="wp-caption alignright" style="width: 164px"><a href="http://biyorss.com/wp-content/uploads/2011/11/phobos-grunt-mars_1.jpg"><img class="size-full wp-image-7909" title="Mars'ın Büyük Uydusu Phobos" src="http://biyorss.com/wp-content/uploads/2011/11/phobos-grunt-mars_1.jpg" alt="Mars'ın Büyük Uydusu Phobos" width="154" height="154" /></a><p class="wp-caption-text">Mars&#39;ın Büyük Uydusu Phobos</p></div>
<p style="text-align: justify;"><strong>Phobos LIFE</strong><span style="text-align: justify;"> </span><em>(Living Interplanetary Flight Experiment)</em><span style="text-align: justify;"> adlı </span><strong>deney kapsamında </strong><span style="text-align: justify;">taşınacak olan mikroorganizmaların seçimini, </span><strong>ABD </strong><span style="text-align: justify;">menşeili </span><strong>The Planetary Society</strong><span style="text-align: justify;"> adlı bir grup üstlenmiş durumda. Bu kalabalık yolcu kitlesinin arasında </span><strong>çeşitli bakteriler</strong><span style="text-align: justify;">, </span><strong>maya hücreleri</strong><span style="text-align: justify;"> hatta bazı </span><strong>küçük omurgasız hayvanlar</strong><span style="text-align: justify;"> da bulunuyor. Elbette, taşıma sonrasında aynı kapsül bu canlıları </span><strong>geri getirecek</strong><span style="text-align: justify;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;">Bu çalışma ile, astronotlar üzerinde ciddi etki yaratan kozmik radyasyonun, çeşitli <strong>mikroorganizmalar üzerindeki etkileri </strong>incelenecek. Sonuçlar, mikro boyuttaki türlerin bir<strong> gezegenden diğerine korunmasız geçip geçemeyeceğine</strong> <em>(diğer bir deyişle <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Panspermia" target="_blank">panspermia</a> görüşüne)</em> dair önemli ipuçları verecek.</p>
<p style="text-align: justify;"><div class="info_box "><strong>National Council on Radiation Protection and Measurement</strong>s tarafından belirlenen, insanlar için alınabilecek üst radyasyon sınırı <strong>1 ila 4 Sievert</strong> olarak <a href="http://icrc2005.tifr.res.in/htm/PAPERS/SH35/usa-mewaldt-RA-abs1-sh35-oral.pdf" target="_blank">belirtiliyor</a>. Olası bir Mars görevinde astronotların alacağı <strong>0.5 ila 1 Sievert radyasyon </strong><strong>ise</strong> bu üst limite çok yakın.</div></p>
<div id="attachment_7889" class="wp-caption alignleft" style="width: 324px"><a href="http://biyorss.com/wp-content/uploads/2011/11/phobosgrunt.jpg"><img class="size-full wp-image-7889    " title="3 Yıllık Görevi Üstlenen Phobos-Grunt Aracı" src="http://biyorss.com/wp-content/uploads/2011/11/phobosgrunt.jpg" alt="3 Yıllık Görevi Üstlenen Phobos-Grunt Aracı" width="314" height="115" /></a><p class="wp-caption-text">3 Yıllık Görevi Üstlenen Phobos-Grunt Sondası</p></div>
<p style="text-align: justify;"><strong>Phobos LIFE</strong><span style="text-align: justify;">, aslında </span><strong><a href="http://planetary.org/programs/projects/life/" target="_blank">LIFE</a> </strong><span style="text-align: justify;">adı verilen büyük projenin </span><strong>küçük bir basamağını</strong><span style="text-align: justify;"> oluşturuyor.</span></p>
<p style="text-align: justify;">Projenin önceki basamağı, Mayıs 2011&#8242;de fırlatılan <strong>Endevour </strong>mekiğine bağlı <strong>kapsülde gerçekleştirilmiş </strong>ve benzer organizmalar kozmik radyasyona <strong>günlerce </strong>maruz bırakılmıştı. <em>(Bu çalışmaya ait kısa bir belgesele <a href="http://www.youtube.com/watch?v=M4m86j7HXGg" target="_blank">bu adresten</a> ulaşabilirsiniz)</em>.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Phobos LIFE</strong> deneyinde ise, bu organizmalar <strong>3 yıl boyunca</strong> kozmik radyasyona maruz bırakılacak. Daha önce hiç bir çalışmanı, <strong>korumasız </strong>olarak mikroorganizmaları<strong> bu kadar uzun süre uzayda tutmadığını</strong><strong> söylemekte yarar var</strong>.</p>
<h2>Yolcuları Tanıyalım!</h2>
<p style="text-align: justify;">Üzerinde bu kadar konuştuktan sonra, <strong>Mars yolcularından</strong> bazılarını <em>(popüler olanları) </em>tanımakta fayda var. Yolculardan <strong>beşini</strong> sıralayalım: <em><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Deinococcus_radiodurans" target="_blank">Deinococcus radiodurans</a></em>, <em><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Pyrococcus_furiosus" target="_blank">Pyrococcus furiosus</a></em>, <em><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Saccharomyces_cerevisiae" target="_blank">Saccharomyces cerevisiae</a></em>, <em><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Tardigrade" target="_blank">Tardigrad</a> </em>ve <em><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Arabidopsis_thaliana" target="_blank">Arabidopsis thaliana</a></em> desek yeterli olur. Bilen bilir, bu organizmalar, <strong>mikrobiyoloji </strong>ve <strong>temel biyoloji</strong> çalışmalarının <strong>en popüler türleridir</strong>. Her birinin bilinmesi gereken <strong>sıradışı özellikleri</strong> var.</p>
<div id="attachment_7886" class="wp-caption alignright" style="width: 176px"><a href="http://biyorss.com/wp-content/uploads/2011/11/d_radiodurans.jpg"><img class="size-full wp-image-7886   " title="Deinococcus Radiodurans" src="http://biyorss.com/wp-content/uploads/2011/11/d_radiodurans.jpg" alt="Deinococcus Radiodurans" width="166" height="146" /></a><p class="wp-caption-text">Deinococcus Radiodurans</p></div>
<p style="text-align: justify;"><em><strong><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Deinococcus_radiodurans" target="_blank">Deinococcus radiodurans</a></strong></em><span style="text-align: justify;">&#8216;ı ele alalım. &#8220;</span><strong>Conan the Bacteria</strong><span style="text-align: justify;">&#8221; </span><em>(Konan Bakteri)</em><span style="text-align: justify;"> olarak bilinen bu tür, radyasyona </span><em>(ve bilimum sıcak-soğuk stresine)</em><span style="text-align: justify;"> karşı, </span><strong>üstün bir direnç</strong><span style="text-align: justify;"> gösterebilir. Şöyle ki, </span><strong>5 Gy</strong><span style="text-align: justify;"> </span><em>(Gray)</em><span style="text-align: justify;"> radyasyon seviyesi, </span><strong>insanı öldürmeye yeterken</strong><span style="text-align: justify;">, </span><em>D. radiodurans</em><span style="text-align: justify;"> </span><strong>15.000 Gy&#8217;de bile yaşam sürebilmektedir</strong><span style="text-align: justify;">. Bu sebeple, bilinen </span><strong>en radyasyon-dirençli canlı</strong><span style="text-align: justify;"> olma özelliğini de taşır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Pyrococcus_furiosus" target="_blank">Pyrococcus furiosus</a></strong>, </em> ise bir diğer sıradışı mikroorganizma türü. <em><strong>P. furiousus</strong></em>&#8216;un özelliği hemen hemen tüm canlıları öldürebilecek <strong>100 C</strong> gibi sıcaklıklarda, optimum olarak yaşayabilmesi. Bu türe ait sıcaklık-direnç genlerinin bitkilere aktarılması, Mars&#8217;ta oluşturulacak bitki örtüsünü, sera etkisinden koruyabilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Saccharomyces_cerevisiae" target="_blank">Saccharomyces cerevisiae</a></strong></em> ve <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Arabidopsis_thaliana" target="_blank"><em>Arabidopsis thaliana</em></a> ise iki önemli model organizma. Örneğin, <em><strong>A. thaliana</strong></em>, <strong>genomu çıkarılan ilk bitki </strong>olma özelliğini taşıyor. Bitki araştırmalarının<strong> bir numaralı çalışma konusu</strong> olması sebebiyle, hakkında oldukça fazla şey biliniyor. <em><strong>S. cerevisiae</strong> (ekmek mayası) </em>da<strong> ökaryotik hücre çalışmalarında</strong> kullanılan en önemli organizma. <strong>Binlerce yıldır insanlarla içiçe olması </strong>da ayrı bir önemi.</p>
<div id="attachment_7886" class="wp-caption alignleft" style="width: 123px"><a href="http://biyorss.com/wp-content/uploads/2011/11/phobos-7-or-5_1.jpg"><img class="size-full wp-image-7886     " title="Tardigrad" src="http://biyorss.com/wp-content/uploads/2011/11/phobos-7-or-5_1.jpg" alt="Tardigrad" width="113" height="113" /></a><p class="wp-caption-text">Tardigrad</p></div>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-align: justify;">Bu türler arasında belki de </span><strong>en sıradışı</strong><span style="text-align: justify;"> olan ise <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Tardigrade" target="_blank">Tardigrad</a></span><span style="text-align: justify;">&#8216;lar. Boyları </span><strong>1.5 mm</strong><span style="text-align: justify;">&#8216;yi bulan bu türler <em>-1000 farklı türü var-</em><strong> Himalaya&#8217;lardan</strong><em> (+6000 m)</em> <strong>derin denizlere</strong> <em>(-4000 m)</em> kadar oldukça<strong> geniş bir alanda</strong> hayatta kalabiliyorlar. <strong>Mutlak sıfıra </strong><em>(-273 C)</em> <strong>yakın </strong>sıcaklıklarda ve <strong>151 C gibi aşırı yüksek sıcaklıklarda</strong> yaşamlarını sürdürebiliyorlar.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>2007</strong>&#8216;deki <strong>FOTON-M3</strong> deneylerinde,<strong> 10 gün boyunca Dünya yörüngesinde</strong>, uzay <strong>vakumuna </strong>maruz kalan tardigradların <strong>hala hayatta kalması</strong> da bu canlıların ne kadar dirençli olduğunu bir kez daha gösteriyor. <strong>5.000 Gy radyasyona dayanması</strong><strong> </strong><strong>da cabası.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Gerçekleştirilecek çalışma ile, Dünya&#8217;daki <strong>en dayanıklı türlerin gezegenler-arası yolculuğa dayanıp dayanamayacağı</strong> incelenecek.  <strong>Transpermia </strong>olarak bilinen, <strong>gezegenlerarası canlı sıçrayışının</strong> da mümkün olup olmadığına dair önemli ipuçları elde edilecek.</p>
<p style="text-align: justify;">Her ne kadar, <strong>Phobos-Grunt</strong> aracı Dünya&#8217;ya <strong>geri dönecek</strong> de olsa, olası bir arızada, sondanın <strong>taşıdığı türlerin Phobos üzerinde kalması </strong>da mümkün. Araştırmacılar, olası bir <strong>kontaminasyonu önlemek </strong>için korunaklı bir yapı oluştursa da, bir çok araştırmacı bu tür yolculuğun <strong>gezegen kontaminasyonlarına</strong> <em>(steril bir gezegende yeni yaşamların başlamasına)</em> yol açabileceğini düşünüyor.</p>
<div class="container-620 "></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #3366ff;">Güncelleme:</span></strong> Phobos-Grunt aracı başarılı bir fırlatmanın ardından, <strong>önemli bir sorun ile karşılaştı</strong>. Dünya yörüngesine girdikten sonra <strong>motorları duran araç</strong>, yörüngeye sıkışmış durumda. Aracın enerji kaynakları <strong>3 gün boyunca mekiği hayatta tutabilecek</strong>. Mühendisler bu süre zarfında <strong>motorları tekrar çalıştırmanın yollarını arayacak</strong>. Her şey yolunda giderse, araç <strong>Ekim 2012</strong>&#8216;de Phobos yüzeyine inmesi bekleniyor.</p>
<p></div>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.newscientist.com/article/dn21134-tough-astronaut-bugs-to-blast-off-for-martian-moon.html"><img class="alignright size-full wp-image-7949" title="Tough astronaut bugs to blast off for Martian moon  " src="http://biyorss.com/wp-content/uploads/2011/11/shadow_image_105814.png" alt="Tough astronaut bugs to blast off for Martian moon  " width="146" height="36" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://biyorss.com/2011/11/mars-yolcusu-mikroorganizmalar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kanser Teşhisini Ağzınızdaki Bakteriler Yapıyor!</title>
		<link>http://biyorss.com/2011/10/kanser-teshisini-agzinizdaki-bakteriler-yapiyor/</link>
		<comments>http://biyorss.com/2011/10/kanser-teshisini-agzinizdaki-bakteriler-yapiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 17 Oct 2011 18:18:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Biyo RSS</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[bakteri]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[onkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[pankreas kanseri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://biyorss.com/?p=7829</guid>
		<description><![CDATA[Tükrüğünüz, sadece enzimatik sindiriminizin ilk basamağı değil. Aynı zamanda, iç organlarınızdaki hastalıkların habercisi olabilir. Yakın<a href="http://biyorss.com/2011/10/kanser-teshisini-agzinizdaki-bakteriler-yapiyor/" class="read-more">Continue Reading</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Tükrüğünüz, sadece enzimatik sindiriminizin ilk basamağı <strong>değil</strong>. Aynı zamanda,<strong> iç organlarınızdaki hastalıkların habercisi </strong>olabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yakın zaman önce<strong> Patrick Swayze</strong> ve<strong> Steve Jobs</strong>&#8216;un ölümü ile sıklıkla duymaya başladığımız <strong>pankreas kanserinin </strong>erken teşhisi hayati önem taşıyor. Bu amaçla, <strong>California Üniversitesi</strong>&#8216;nde gerçekleştirilen çalışma, <strong>teşhis için </strong>sıradışı bir <strong>araç </strong>bulmuş durumda. <strong>Tükrüğünüzdeki bakteri profili&#8230;<span id="more-7829"></span><br />
</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>James Farrell </strong>önderliğinde yürütülen çalışmada, <strong>10 adet sağlıklı, 10 adet de pankreas kanserine</strong> sahip bireyin a<strong>ğızlarındaki bakteriler</strong> incelenmiş. Her iki grupta, <strong>bakteri popülasyonları açısından önemli farkların bulunduğu</strong> kaydedilmiş.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu noktada, <strong>bakteri profilinin değişiminin</strong> kanser ile <strong>doğrudan ilişkili olduğu</strong> tahmin ediliyor. Buna bağlı olarak, bu değişimin bir <strong>erken uyarı sistemi olarak</strong> kullanılacağı düşünülüyor. Araştırmacılar, iç hastalıkların, etkilerini sadece <strong>lokal olarak değil</strong>; tüm vücutta gösterdiğini belirtiyor. Gerçekten de, <strong>bakteri popülasyonunun değişimi</strong>, hastalıklı vücudun geçirdiği değişimlerin <strong>dolaylı bir sonucu</strong> olabilir.</p>
<h2>Kanserli Hastalarda, Ağız içi Bakteri Profili Neden Değişiyor?</h2>
<p style="text-align: justify;">İşin anahtar kısmı, ağızdaki <strong>epitel hücrelerinde </strong>gerçekleşiyor. Bu epitel hücreleri, &#8220;<strong>yararlı bakterilerin</strong>&#8221; kendilerine tutunabilmesi için özel <strong>reseptör proteinlere</strong> sahipler. &#8220;<strong>Yararlı</strong>&#8221; bakteriler sahip oldukları proteinler (adhesinler) sayesinde, <strong>epitel yüzeyindeki reseptörlere </strong><strong>bağlanabiliyor </strong>ve daha &#8220;<strong>zararlı</strong>&#8221; bakterilerin <strong>yerleşmesini önlüyor</strong>, bizim için<strong> organik bir kalkan </strong>oluşturuyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Pankreas kanserine sahip hastalarda ise, epitel hücrelerinde bu <strong>reseptör proteinler değişime geçiyor</strong>. Bu değişim, &#8220;<strong>yararlı</strong>&#8221; bakterilerin epitel hücrelerine <strong>tutunamamasına</strong>; &#8220;<strong>zararlı</strong>&#8221; bakterilerin <strong>ağız içinde daha fazla oranda yerleşmesine</strong> sebep oluyor. Bu şekilde, ağızdaki<strong> bakteri popülasyon dengeleri değişiyor</strong>.</p>
<p style="text-align: justify;">Araştırmada, sağlıklı insanların ağzında bolca bulunan <em><strong>Neisseria elongata</strong></em> and <em><strong>Streptococcus mitis</strong></em> gibi bakterilerin, pankreas kanseri hastalarının ağızlarında <strong>hemen hemen hiç bulunmadığını</strong> ortaya koyuyor.</p>
<h2>Sebep mi? Sonuç mu? Uygulamanın Geleceği Parlak!</h2>
<p style="text-align: justify;">Ağızdaki bakteri popülasyonunun yön değiştirmesinin, <strong>kanseri tetikleyen/ilerleten bir etmen</strong> mi, yoksa <strong>kanserin dolaylı bir sonucu</strong> mu olduğunu henüz kimse bilmiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak, bu yöntemin, <strong>erken teşhis için harika bir potansiyeli olduğu</strong> kabul görmüş durumda. <strong>Hızlı olması</strong> ve hemen hemen <strong>hiç zararının olmaması,</strong> bu yöntemi oldukça <strong>popüler bir erken teşhis metodu</strong> yapabilir. Şu anda araştırma takımı bir yandan <strong>daha geniş çapta bir denek grubu</strong> ile çalışmaya hazırlarken, öte yandan <strong>benzeri bakteri değişikliklerinin Crohn Hastalığı </strong>gibi diğer hastalıklarda <strong>görülüp görülmediğini </strong> inceliyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.newscientist.com/article/dn21043-spit-bacteria-could-warn-of-pancreatic-cancer.html?DCMP=OTC-rss&amp;nsref=online-news"><img class="alignright size-full wp-image-7841" title="Spit bacteria could warn of pancreatic cancer" src="http://biyorss.com/wp-content/uploads/2011/10/shadow_image_105814.png" alt="Spit bacteria could warn of pancreatic cancer" width="146" height="36" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://biyorss.com/2011/10/kanser-teshisini-agzinizdaki-bakteriler-yapiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2011 Nobel Tıp Ödülü Bağışıklık Bilimine!</title>
		<link>http://biyorss.com/2011/10/2011-nobel-tip-odulu-bagisiklik-bilimine/</link>
		<comments>http://biyorss.com/2011/10/2011-nobel-tip-odulu-bagisiklik-bilimine/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 Oct 2011 17:55:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Biyo RSS</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[immünoloji]]></category>
		<category><![CDATA[metot]]></category>
		<category><![CDATA[nobel]]></category>
		<category><![CDATA[nobel ödülleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://biyorss.com/?p=7704</guid>
		<description><![CDATA[2011 Nobel Tıp ve Fizyoloji Ödülü, 3 Ekim itibariyle sahiplerini buldu. Ödül, Bruce A. Beutler,<a href="http://biyorss.com/2011/10/2011-nobel-tip-odulu-bagisiklik-bilimine/" class="read-more">Continue Reading</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>2011 Nobel Tıp ve Fizyoloji Ödülü</strong>, 3 Ekim itibariyle sahiplerini buldu. Ödül, <strong>Bruce A. Beutler</strong>,<strong> Jules A. Hoffmann</strong> ve <strong>Ralph M. Steinman</strong>&#8216;a paylaştırıldı.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Beutler </strong>ve <strong>Hoffmann</strong>, ödülü &#8220;<em><strong>doğal bağışıklığın tetiklenmesi üzerine yaptıkları keşifler</strong></em>&#8221; ile alırken; <strong>Steinman</strong> ise &#8221;<em><strong>dendritik hücrelerin keşfi ve bu hücrelerin edinsel bağışıklıktaki etkileri üzerine yaptığı çalışmalar</strong></em>&#8221; ile Nobel ödülüne hak kazandı.<span id="more-7704"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Tüm bir yıl boyunca beklenen ödüllerin ilki, <strong>Tıp ve Fizyoloji Ödülü</strong>, dün (<em>3 Ekim</em>) yapılan basın açıklaması ile sahiplerini buldu. (<em>Basın açıklamasına <a href="http://www.nobelprize.org/mediaplayer/index.php?id=1619" target="_blank">buradan </a>ulaşabilirsiniz.</em>) <strong>3 farklı araştırmacıya paylaştırılan</strong> ödülün tamamı bu sene <strong>bağışıklık sistemi ile ilgili çalışmalara</strong> verildi.</p>
<p style="text-align: justify;">Nobel ödülü&#8217;nün bir yarısı, <strong>doğal bağışıklık</strong> ile ilgili çalışmalara (<strong>Beutler </strong>ve <strong>Hoffmann</strong>) ayrılırken; <strong>diğer yarısı</strong> da<strong> edinsel bağışıklık </strong>ile ilgili çalışmaya (<strong>Steinman</strong>) verildi.</p>
<div class="container-620 "></p>
<p><div id="attachment_7720" class="wp-caption alignright" style="width: 133px"><a href="http://biyorss.com/wp-content/uploads/2011/10/Beutlerweb.jpg"><img class="size-full wp-image-7720    " title="Bruce A. Beutler" src="http://biyorss.com/wp-content/uploads/2011/10/Beutlerweb.jpg" alt="Bruce A. Beutler" width="123" height="145" /></a><p class="wp-caption-text">Bruce A. Beutler</p></div></p>
<p><div id="attachment_7727" class="wp-caption alignright" style="width: 104px"><a href="http://biyorss.com/wp-content/uploads/2011/10/2010hoffmann.jpg"><img class="size-full wp-image-7727  " title="Jules A. Hoffmann" src="http://biyorss.com/wp-content/uploads/2011/10/2010hoffmann.jpg" alt="Jules A. Hoffmann" width="94" height="145" /></a><p class="wp-caption-text">Jules A. Hoffmann</p></div></p>
<p><div id="attachment_7728" class="wp-caption alignright" style="width: 141px"><a href="http://biyorss.com/wp-content/uploads/2011/10/story4Pic1.jpg"><img class="size-full wp-image-7728   " title="Ralph M. Steinman" src="http://biyorss.com/wp-content/uploads/2011/10/story4Pic1.jpg" alt="Ralph M. Steinman" width="131" height="145" /></a><p class="wp-caption-text">Ralph M. Steinman</p></div></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Bruce A. Beutler</strong><br />
Scripps Araştırma Enstitüsü (ABD)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Jules. A. Hoffman</strong><br />
Institute for Molecular Cell Biology Eski yöneticisi (Fransa)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Ralph. M. Steinman<br />
</strong>Rockefeller Üniversitesi (ABD) </div>
<p style="text-align: justify;"><strong>Nobel </strong>resmi sitesi&#8217;nde ödüllere ilişkin <em>&#8220;Bu yılın Nobel ödülü sahipleri, <strong>bağışıklık sisteminin tetiklenmesindeki anahtar prensipleri keşfederek</strong>, bu sisteme bakış açımızda köklü değişiklikler yapmıştır.</em>&#8221; ifadesi yer alıyor. Ödül sahibi kazanan çalışmalar baktığımızda bu tanımlamanın <strong>doğru </strong>olduğunu görüyoruz. Önce, <strong>R. M. Steinman</strong>&#8216;ın <strong>dendritik hücreler</strong> üzerine çalışmasına göz atalım.</p>
<h2>Nedir Bu Dendritik Hücreler?</h2>
<p style="text-align: justify;">Dendritik hücreler, <em>(Yun. dendron=ağaç)</em> 1973&#8242;de Rockefeller Üniversitesi&#8217;nden <strong>Ralph M. Steinman</strong> ve <strong>Zanvil A. Cohn</strong> tarafından <strong>keşfedilmiş bir hücre tipi</strong>. <em>(Keşfe ait makaleye </em><a style="font-style: italic;" href="http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC2139237/" target="_blank">buradan</a><em> ulaşabilirsiniz.) </em>Bu hücreler, beyaz kan hücrelerinin oldukça <strong>önemli elemanlarından biri</strong>.</p>
<div id="attachment_7775" class="wp-caption alignright" style="width: 196px"><a href="http://biyorss.com/wp-content/uploads/2011/10/220px-Dendritic_cell.jpg"><img class="size-full wp-image-7775   " title="Dendritik Hücre" src="http://biyorss.com/wp-content/uploads/2011/10/220px-Dendritic_cell.jpg" alt="Dendritik Hücre" width="186" height="170" /></a><p class="wp-caption-text">Dendritik Hücre</p></div>
<p style="text-align: justify;">Steinman&#8217;ın <strong>dendritik hücre keşfi</strong><span style="text-align: justify;"> ile birlikte, bu hücreler artık, </span><strong>savunma sisteminin nöbetçileri </strong><span style="text-align: justify;">olarak adlandırılıyor. </span><strong>İmmün cevabın başlatılmasından</strong><span style="text-align: justify;">, onlarca farklı tipteki </span><strong>bağışıklık hücresi arasındaki</strong><span style="text-align: justify;"> </span><strong>etkileşimi yönetmeye</strong><span style="text-align: justify;"> kadar birçok görev barındırıyor. </span><strong>Burun </strong><span style="text-align: justify;">ve </span><strong>boğaz </strong><span style="text-align: justify;">boyunca, </span><strong>beyinde</strong><span style="text-align: justify;">, </span><strong>atardamarlar </strong><span style="text-align: justify;">ve </span><strong>kalpte </strong><span style="text-align: justify;">yüksek oranda gözleniyor.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Dendritik hücreler</strong>, memeli bağışıklık sistemi&#8217;nde <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Antigen-presenting_cell" target="_blank">antijen sunan hücreler</a> arasında<strong> en önemlisi</strong> olarak sayılıyor. Ana görevleri, <strong>antijen işlemek</strong> ve <strong>bu antijenleri T hücrelerine sunarak</strong>, immün cevap oluşturulmasını sağlamak olarak sayılıyor. <strong>Doğal </strong>ve <strong>edinsel bağışıklık arasında mesajcı</strong> görevi alırlar ve bu iki sistem arasında<strong> bir köprü görevi</strong> görüyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Günümüzde, yüzlerce laboratuvar, <strong>dendritik hücrelerin temel biyolojisi </strong>ve <strong>klinik uygulamaları</strong> üzerine çalışıyor. Ki bunların içinde, <strong>kansere karşı immün terapisi</strong> de bulunuyor. <strong>Steinman </strong>ve araştırma takımı, <strong>dendritik hücreleri HIV&#8217;ye ve diğer hastalıklara karşı hedeflemek </strong>için yeni yollar üzerine çalışıyordu.</p>
<h2>Nobel Ödülü&#8217;nün Diğer Yarısı Doğal Bağışıklığa!</h2>
<p style="text-align: justify;">Doğal bağışıklık, <strong>spesifik olmayan yollarla </strong>patojenlere karşı koyan bir bağışıklık sistemi çeşidi. Patojenlere karşı, <strong>daha genelleyici</strong> bir savunma sunmakla beraber, edinsel bağışıklık kadar uzun süreli değil. <strong>Makrofajları </strong>ve <strong>fagositleri </strong>kapsayan geniş bir hücre ağı bu savunma sisteminde bulunuyor. <strong>Peki, Nobel Ödülü, bu sistemde kime verildi?</strong></p>
<div id="attachment_7793" class="wp-caption alignleft" style="width: 123px"><a href="http://biyorss.com/wp-content/uploads/2011/10/300px-TLR3_structure.png"><img class="size-full wp-image-7793   " title="Toll-like Receptor" src="http://biyorss.com/wp-content/uploads/2011/10/300px-TLR3_structure.png" alt="Toll-like Receptor" width="113" height="97" /></a><p class="wp-caption-text">Toll-like Receptor</p></div>
<p style="text-align: justify;">1996&#8242;da, <strong>Profesör Hoffman</strong><span style="text-align: justify;">, meyve sineklerinde,</span><strong> </strong><a style="text-align: justify;" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Toll-like_receptor" target="_blank">Toll</a><span style="text-align: justify;"> adlı bir genin </span><strong>doğal bağışıklığın temel taşlarından biri</strong><span style="text-align: justify;"> olduğunu keşfetti. Doğal bağışıklığı tetikleyen </span><strong>bu genin yokluğunda</strong><span style="text-align: justify;">, meyve sineklerinin bakteriyel enfeksiyonu &#8220;</span><strong>tespit edemediğini</strong><span style="text-align: justify;">&#8221; ve</span><strong> buna karşı savaşamadığını </strong><span style="text-align: justify;">gördü. 1998&#8242;de ise, </span><strong>Profesör Beutler</strong><span style="text-align: justify;">, Toll geninin bir benzerini farelerde keşfederek &#8220;</span><a style="text-align: justify;" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Toll-like_receptor" target="_blank">Toll-like receptor</a><span style="text-align: justify;">&#8221; adını verdi. O günden bugüne kadar,</span><strong> insanlarda da</strong><span style="text-align: justify;"> onlarca farklı &#8220;</span><strong>Toll-like receptor</strong><span style="text-align: justify;">&#8220;un varlığı gösterildi. </span><em>(Toll-like Receptor ile ilgili daha ayrıntılı bir yazıya <a href="http://pitx1.blogspot.com/2011/09/bagsklk-sisteminin-evrimsel-seruveni.html" target="_blank">buradan</a> ulaşabilirsiniz.)</em></p>
<p><strong>Hoffman </strong>ve <strong>Beutler</strong>, Toll proteinleri üzerine yaptığı çalışmalar sayesinde, <strong>Nobel Ödülü</strong>&#8216;nün yanı sıra <strong>1.5 milyon dolarlık para ödülünü</strong> de paylaşmış oldu.</p>
<h2>Ralph M. Steinman Hayatını Kaybetti!</h2>
<p style="text-align: justify;">Bu yıl, Nobel Ödülleri&#8217;de üzücü bir haber ile başladı. <strong>Rockefeller Üniversitesi</strong>&#8216;nden gelen<a href="http://newswire.rockefeller.edu/?page=engine&amp;id=1192" target="_blank"> açıklamaya göre</a>, Tıp Ödülü sahiplerinden <strong> Ralph M. Steinman</strong>, geçtiğimiz Cuma günü <strong>pankreas kanseri</strong> sebebiyle, ödülünü alamadan <strong>hayatını kaybetti</strong>. Ancak, Nobel Komitesi ödül kararı sırasında, Steinman&#8217;ın hayatını kaybettiğini bilmediğinden, Steinman, Nobel ödülü kazananlarından biri olarak açıklandı. Ancak, komite kararınca, Steinman adına verilen ödül geri alınmadı ve hayatta olmamasına rağmen, Steinman<strong> Nobel Ödülü kazananlardan biri</strong> oldu.</p>
<p style="text-align: justify;"><div class="info_box ">Nobel Ödülleri kuralları gereğince, artık hayatta olmayan kişiler, Nobel Ödülü&#8217;ne aday gösterilemiyorlar. Ancak, aday gösterildikten sonra ödül kazanana kadar süreç içinde hayatını kaybedenler, komitenin kararına göre Nobel Ödülü&#8217;ne hak kazanabiliyorlar. Benzer durum, 1996&#8242;da ekonomist  William Vickrey için de yaşanmıştı.</div></p>
<p style="text-align: justify;">Geçtiğimiz yılın ödül sahibi, İngiliz jinekolog <strong>Robert G. Edwards</strong> da <em>-acı bir tesadüfle-</em> ödülün açıklandığı günlerde ağır durumda hastalanmıştı. 2010 yılı Nobel Ödülü ile ilgili  habere &#8220;<a href="http://biyorss.com/2010/10/2010-nobel-tip-odulu-sahibini-buldu/" target="_blank">2010 Nobel Tıp Ödülü Sahibini Buldu!</a>&#8221; yazısından ulaşabilirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>2011 Nobel Ödülleri</strong>, önemli bir bilim insanının vefatı ile gölgelense de, biyoloji bilimindeki ö<strong>nemli kilometre taşlarından birini</strong> herkesin gözü önüne çıkararak, aydınlatmayı başardı. <strong>İmmünoloji</strong>, 2011 yılının Nobel Ödülü sahibi&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.nature.com/news/2011/111003/full/478013a.html"><img class="alignright size-full wp-image-7804" title="Nobel announcement marred by winner's death" src="http://biyorss.com/wp-content/uploads/2011/10/nature_s.png" alt="Nobel announcement marred by winner's death" width="146" height="36" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://biyorss.com/2011/10/2011-nobel-tip-odulu-bagisiklik-bilimine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İlk Defa Tüm Bir Ülkenin Genomu Çıkarılıyor!</title>
		<link>http://biyorss.com/2011/10/ilk-defa-tum-bir-ulkenin-genomu-cikariliyor/</link>
		<comments>http://biyorss.com/2011/10/ilk-defa-tum-bir-ulkenin-genomu-cikariliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 02 Oct 2011 09:21:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Biyo RSS</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dünya'dan Notlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://biyorss.com/?p=7681</guid>
		<description><![CDATA[Faroe adaları, her bir vatandaşının genomunu çıkarmak üzere başlattığı devasa bir proje ile bugünlerde adından<a href="http://biyorss.com/2011/10/ilk-defa-tum-bir-ulkenin-genomu-cikariliyor/" class="read-more">Continue Reading</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>Faroe adaları, her bir vatandaşının genomunu çıkarmak üzere başlattığı devasa bir proje ile bugünlerde adından söz ettiriyor. 50.000 kişilik popülasyona sahip ada, eğer proje tamamlanırsa, tüm bir genomu çıkarılan ilk ülke olacak.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://biyorss.com/wp-content/uploads/2011/10/298px-Faroe_Islands_in_its_region.svg_.png"><img class="alignright size-full wp-image-7684" title="Faroe Adaları" src="http://biyorss.com/wp-content/uploads/2011/10/298px-Faroe_Islands_in_its_region.svg_.png" alt="Faroe Adaları" width="238" height="134" /></a>Danimarka&#8217;ya bağlı ve özerk bir yönetime sahip <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Faroe_Adalar%C4%B1" target="_blank">Faroe adaları</a>, her şey yolunda giderse, çok <strong>önemli bir genetik projesine</strong> imza atacak. <strong>Her bir</strong> (gönüllü) <strong>vatandaşının </strong>genomunun dizileneceği çalışma ile <strong>kişiselleştirilmiş tıp </strong>yeni bir çağa girecek.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Baylor Universitesi</strong> (ABD) ve <strong>Oxford Üniversitesi</strong> (İngiltere) önderliğinde yürütülecek çalışma kapsamında<strong> ilk yıl içinde</strong>, rastgele seçilecek <strong>100 bireyin</strong> genomu dizilenecek. Ardındaki sene<strong> 1.000 kişiyi</strong> kapsayacak olan çalışma,<strong> 5 sene içerisinde tüm popülasyonun dizi bilgilerini</strong> elde edecek.<span id="more-7681"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Projenin 5 senelik bütçesi <strong>47 milyon dolar</strong> olarak belirlenmiş durumda. Bu miktara göre, Faroe projesinde,<strong> kişi başı genom dizileme </strong><strong>maliyetinin </strong><strong></strong><strong>940 dolar </strong><strong>olarak </strong>hesaplandığını gösteriyor.</p>
<div class="info_box ">Dünya genelinde, Nisan 2011 itibari ile bir insan genomunun dizilenme maliyeti yaklaşık 16.000 dolar.</div>
<p>Haberle ile ilgili ayrıntılı haberlere <a href="http://blogs.discovermagazine.com/gnxp/2011/10/sequencing-everyone-in-the-faroe-islands/" target="_blank">Gene Expression</a> blogunda ve <a href="http://www.foxnews.com/health/2011/09/30/faroe-islands-is-first-country-in-world-to-read-populations-dna/" target="_blank">Fox News</a>&#8216;in sitesinde <strong>ulaşabilirsiniz</strong>.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://biyorss.com/2011/10/ilk-defa-tum-bir-ulkenin-genomu-cikariliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Balıkların Alet Kullanımına Ait İlk Video Görüntüleri</title>
		<link>http://biyorss.com/2011/09/baliklarin-alet-kullanimina-ait-ilk-video-goruntuleri/</link>
		<comments>http://biyorss.com/2011/09/baliklarin-alet-kullanimina-ait-ilk-video-goruntuleri/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 29 Sep 2011 19:22:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Biyo RSS</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dünya'dan Notlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://biyorss.com/?p=7660</guid>
		<description><![CDATA[Şempanzelerin cevizleri açmak için taş kullanabildiğini bir süredir biliyoruz. Bu ve benzeri kara canlılarının alet kullanmasına<a href="http://biyorss.com/2011/09/baliklarin-alet-kullanimina-ait-ilk-video-goruntuleri/" class="read-more">Continue Reading</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Şempanzelerin <strong>cevizleri açmak</strong> için <a href="http://www.scientificamerican.com/article.cfm?id=chimpanzee-nut-bashing-technology-thousands-years-old" target="_blank">taş kullanabildiğini</a> bir süredir biliyoruz. Bu ve benzeri <strong>kara canlılarının alet kullanmasına</strong> artık alışır olduk. Hatta yakın zaman önce, <strong>deniz canlılarının da alet kullanma konusunda</strong> <strong>yetenekli olduğuna </strong>dair videolar <strong>yayınlanmıştı</strong>. (bknz. <a href="http://biyorss.com/2009/12/ahtapotlar-hindistan-cevizlerini-kalkan-olarak-kullaniyor-video/" target="_blank">Ahtapotlar Hindistan Cevizlerini Kalkan Olarak Kullanıyor</a>.)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Memelilerin</strong>, <strong>kuşların </strong>ve <strong>kafadanbacaklıların </strong>alet kullanımına dair elimizde <strong>geniş bilgi</strong> bulunuyor. Ancak, son yıllarda gerçekleştirilen su altı gözlemleri, <strong>balıkların da </strong>benzer zeki davranışlarda bulunduğunu <strong>gösterdi</strong>. Ki bugüne kadar bu davranışlar, <strong>3 defa fotoğraflarla </strong><a href="http://www.wired.com/wiredscience/2011/07/fish-tool-use/" target="_blank">görüntülenmişti</a>. Geçtiğimiz günlerde ise, California Üniversitesi&#8217;nden <strong>Giacomo Bernardi</strong>, bu davranışlardan birinin <strong>ilk defa video görüntüsünü</strong> elde etti. Gerçekleştirilen çalışma, <strong>Coral Reefs</strong> dergisi&#8217;nin <strong>20 Eylül</strong> sayısında yer buldu.</p>
<p style="text-align: center;"><iframe width="480" height="360" src="http://www.youtube.com/embed/P_MYQy_eeTQ?rel=0" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<p style="text-align: justify;">Görünüşe bakılırsa, bu görüntüler, <strong>bir balığın alet kullandığını gösteren ilk video verileri</strong> ve balıkların alet kullandığını gösteren <strong>dördüncü görsel kanıt</strong>. <strong>Bernardi</strong>&#8216;nin gözlemlediği bu balık, <em>Choerodon anchorago</em> (<a href="http://www.fishbase.org/summary/speciessummary.php?id=5502" target="_blank">orange-dotted tuskfish</a>) türüne ait  bir birey. Videoda, kumun içinden<strong> göğüs yüzgeçleri ile</strong> istiridye çıkaran balığın, <strong>istiridyeyi ağzına aldığı</strong> görülüyor. Ödülünü, <strong>kayalık </strong>bir bölgeye taşıyan balık, bu kayalıkları <strong>bir örs gibi kullanarak</strong> ağzındaki istiridyeyi <strong>kırıyor</strong>. Gözlemler, aynı bireyin bu işlemi <strong>20 dakika boyunca 3 defa tekrarladığını </strong>gösteriyor.<span id="more-7660"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Bernardi</strong>, bu tür bir davranışın &#8220;<strong>bir çok basamak barındırdığını</strong>&#8220;; bu sebeple &#8220;<strong>ciddi miktarda geleceği düşünme yetisi gerektirdiğini</strong>&#8221; belirtiyor. Ki bir balık için, bu denli bir <strong>düşünsel yetinin oldukça önemli olduğunu</strong> vurguluyor.</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://blogs.scientificamerican.com/observations/2011/09/28/tool-using-fish-caught-on-tape/"><img class="alignright size-full wp-image-7661" title="Tool-Using Fish Caught on Tape [Video]" src="http://biyorss.com/wp-content/uploads/2011/09/sciamerican.png" alt="Tool-Using Fish Caught on Tape [Video]" width="116" height="20" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://biyorss.com/2011/09/baliklarin-alet-kullanimina-ait-ilk-video-goruntuleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	
	<div style="display: none;" id="wikipopFrame"><iframe id="theFrame" style="border: none;" name="theFrame" width="340" height="400" src=""></iframe></div>

</channel>
</rss>

