Dünya sıralamasında, biyoteknoloji firmalarının sayısı, patent başvurusu ve onaylanamış yeni biyomedikal tedaviler göz önüne alındığında, ilk sıraya oturan ülke Amerika Birleşik Devletleri. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün (OECD) 2009 raporuna göre, Japonya ise ikinci sırada yer alıyor.

OECD‘nin 2010 yılına ait bilim ve teknoloji raporuna göre ise, OECD’ye üye olmayan ülkelerin de, biyoteknoloji dalında ilk sıralamalara doğru ilerlediği görülüyor. Bunlardan Singapur, Brezilya, Çin, Hindistan ve Güney Afrika sadece birkaçı…

Japonya’nın OECD kriterlerinde 2. sırada olmasına rağmen, diğer kaynaklarda ilk 5′in içinde yer almıyor. Ağustos 2010 yılında Scientific American tarafından derlenen ilk 5 biyoteknoloji ülkesinin sıralandığı “Worldview Scorecard” listesinde, sırasıyla ABD, Singapur, Kanada, İsveç ve Danimarka yer alıyor. Scientific American, bu derlemeyi düzenlerken “fikri hakların sayısını ve bu hakların korunmasını, AR-GE’ye harcanan bütçeleri, Risk sermayelerini, uzman işgücünü, ve ülkelerin diğer girişimcilik başarılarını” göz önüne almış.

Ernst & Young tarafından derlenen “Global Biotechnology Report 2010” raporunda ise,  Çin ve Hindistan‘ın gayrisafi yurtiçi hasıla (GDP) açısından en iyi çıkış yapan iki ülke olduğu belirtiliyor. Eldeki bilgiler, 2011 yılı içerisinde Çin’in farmasötik market içinde ABD ve Japonya’nın ardından üçüncü sıraya oturacağını; ucuz ve popüler bir dış kaynak olacağını gösteriyor. Öte yandan, diğer ülkelerde, küçülme ve gider tasarruflarına gidilmesi, Hindistan gibi yüksek iş gücü ve düşük çalışma maliyetine sahip olan ülkeleri, biyoteknoloji firmaları açısından iyi bir seçenek haline getiriyor.

Ranking the Top Biotech Countries

Yumurta ve Barkod

2002 yılında, ABD’de,  bir çift, suni döllenme hizmeti almak için bir tüp bebek merkezine gitmiş ve burada gerekli sperm ve yumurta bağışını gerçekleştirmişti. Ancak, tüp bebek merkezinde meydana gelen bazı ihmallerden dolayı, beyaz çiftin 1 çift siyahi çocuğu oldu. Uzun süre haberlere konu olan bu olayın sebebi olarak, bahsi geçen merkezde bir zenci çiftin daha önce yapmış olduğu sperm örneklerinin bu örneklerle karışması olduğu belirtildi.

Barcelona Üniversitesi‘ndeki araştırmacılar, suni döllenme sırasında yaşanan bu tür sperm/yumurta karışmalarına karşı oldukça yaratıcı bir çözüm geliştirdiler.  Mikroskobik barkodlar.

Yukarıdaki fotoğrafta, fare yumurtaları görülüyor. Yumurtaların üzerindeki siyah olarak görülen silikon barkodlar, bu yumurta hücrelerinin perivitelline boşluğuna enjekte edilmiş halde sabitlenmiş durumda. (Perivitelline boşluk: spermin bağlandığı dış zar zona pellucida ile hücrenin iç zarı arasındaki boşluk)

Biyolojik etkinlik göstermeyen bu silikonlar, üzerlerinde iki basamaklı sayılar barındırıyor. Araştırmacılar, bu barkodların hiçbir şekilde embriyo gelişimine zarar vermediğini, embriyoların uterusa yerleşmeden önce bu barkodları döktüklerini belirtiyor. Yöntem, suni döllenme sırasında, tekil embriyo seçiminde oldukça işe yarayacak. Özellikle döllenme ve embriyo transferi sırasında ortaya çıkacak karmaşıklıkları önleyecek.

Yöntem henüz fare yumurtalarında uygulansa da, yakın zaman içersinde suni döllenme işlemlerinin bir temel basamağı haline gelebilir. Çünkü, Catalonia Sağlık Bakanlığı, bu yöntemin insan embriyo ve yumurtalarında kullanılması için izin vermiş durumda. Yakın zaman içinde tüm İspanya’da da kullanılmaya başlanacak.

Kaynak

Yoga’nın gerçekten işe yarayan bir yöntem mi olduğu, yoksa plasebo etkisi ile mi yarar sağladığı, uzunca bir süredir tartışılıyor. Ancak Journal of Alternative and Complementary Medicine dergisinde yayınlanan bir çalışma, yoga’nın ruh hali ve endişe durumlarının düzeltilmesinde, yürümek ve diğer egzersizlerden daha işe yarar olduğunu gösteriyor.

Boston Üniversitesi’nden Chris Streeter tarafından gerçekleştirilen çalışma, esasında yoga uygulamasından sonra beyindeki GABA miktarlarının ölçülmesini içeriyor. GABA’nın (gamma-aminobutyric acid) sinir aktivitesinin kontrol edilmesinde görev aldığı biliniyor. GABA miktarı azalan bireylerde de, endişe ve ruh hali bozuklukları görülebiliyor. Nitekim, bu bozukluklar çoğu zaman GABA aktivitesini artıran ilaçlar ile tedavi ediliyor.

Yapılan çalışma sonrasında, Streeter yoga uygulamasının beyindeki GABA miktarını artırdığını ve bireylerdeki endişeli olma durumunun da azalttığını görmüş. Sonuçlar, yoga ile talamustaki yüksek GABA oranları arasında önemli bir bağlantı olduğunu ortaya koyuyor. Streeter, yoganın bu özelliği ile bazı beyin bölgelerini aktive ettiğini ve GABA gibi antidepresan nörotransmitterlerin miktarlarının artırılabileceğini belirtiyor. Elde edilen bilgiler, depresyon tedavilerinde ilaç kullanımına karşı daha az zararlı bir seçenek sunması açısından oldukça önemli olabilir.

Yoga’s ability to improve mood and lessen anxiety is linked to increased levels of a critical brain chemical • Physorg

Dünya dışı yaşam arayışında, Kızıl gezegen Mars, uzun zamandır araştırmacıların ilgisini cezbediyor. MIT tarafından desteklenen yeni proje, bu arayışa yeni bir boyut getirecek gibi gözüküyor. Extraterrestrial Genomes (SETG) adındaki proje kapsamında, 2018′de gerçekleştirilecek Mars görevlerinde (NASA-ESA), Kızıl gezegende DNA örnekleri aranacak.

Araştırmacılar, olası DNA örneklerinin, toprak altında UV ışınından korunabileceğini ve 1 milyon yıl boyunca bozunmayacağını düşünüyor. Mars’ta organik maddelerin yıkımını gerçekleştirebilecek sistemlerin olmadığı düşünüldüğünde, bu hesaplamalar doğru olabilir.

Araştırma takımı, Mars üzerinde kısa mesafe sondajlar gerçekleştiren ve toprak örneklerinden DNA ve Gen analizi yapacak bir prototip araç üzerinde çalışıyor.

Dünya-Mars arasında meteoritler vasıtasıyla madde alışverişi olduğu bir süredir biliniyor. Bu yüzden, proje ile Dünya’daki hayatın başlangıcına dair önemli ayrıntılar açığa kavuşabilir.

(Life on Mars Could Stem From Earth • Discovery News)

Anton adı verilen özel amaçlı üretilmiş bir süperbilgisayar, proteinlerin 3 boyutlu yapı değişikliklerini milisaniyeler içinde simüle edebilmeyi başardı. Anton’un bu işi gerçekleştirdiği süre, daha önceki rekordan 100 kat daha kısa.

Enzim gibi fonksiyonel proteinler, bu fonksiyonlarını gerçekleştirirken, yapısal değişiklikler geçirir. Bilgisayar modellemeleri sayesinde, proteinlerin bu yapısal değişiklikleri bilgisayar ortamında hesaplanabiliyor. Anton da bu işlemi oldukça hızlandırmış durumda.

İlginizi çekti mi? Devamı naturenews’te… (Supercomputer sets protein-folding record / naturenews)

California Üniversitesi’nde gerçekleştirilen çalışma, bağışıklık sisteminde kilit görev alan MHC proteinlerinin, şizofreni ve otizm sebebi olabileceğini gösterdi. MHC proteinleri, vücutta, yabancı maddelerin tanınmasında ve beyindeki nöronların birbiri ile doğru şekilde bağlanmasında görev alıyor.

Genetiği değiştirilmiş fareler üzerinde, yapılan çalışmada, aşırı miktarda MHC üretiminin beyindeki nöron bağlantılarında kritik değişikliklere yol açtığı görülmüş. Bu değişimler, genellikle, şizofreni ve otizmde problem yaratan, hafıza, öğrenme ve görüntü işlenmesi ile ilgili alanlarda gerçekleşmiş. Elde edilen bu bilgiler, nöropsikiyatrik hastalıkların kökenine dair önemli bir ipucu veriyor.

…(Immune Protein Linked to Abnormal Brain Development; May Provide Clues to Schizophrenia and Autism/ScienceDaily)

İsrail Eğitim Bakanı Gideon Sa’ar, baş bilim danışmanı olan Gavriel Avital‘ı işten çıkardı. Avital’ın evrim teorisi ve küresel ısınmaya karşı olan görüşlerinin, bunda rol oynadığı düşünülüyor.

Avital, geçtiğimiz dönemlerde, eğitim kitaplarında evrim teorisine karşı alternatiflerin de konulması gerektiğini söylemişti. Ayrıca, Avital’in küresel ısınma ile insan aktivitesi arasında bir bağlantı olmadığını belirten makaleleri bulunuyor.

…(Seven days: 8–14 October 2010/naturenews)

Yeni çalışmaya göre, bakteriler arası gen değişimi, düşünüldüğünden daha kolay bir şekilde gerçekleşebiliyor. Okyanus bakterilerindeki gen alış-verişi, virüs benzeri parçacıklar ile gerçekleşiyor. Gene-transfer agents (GTAs) adı verilen bu “DNA otobüsleri” işlerini o kadar etkili yapıyor ki, bakteriler arası gen transferi, tahmin edildiğinden 1000 ila 100 milyon kat daha hızlı gerçekleşiyor. Bu yüksek etkinlik, araştırmacıların, GTA’ların bakteriyel evrimi hızlandırdığını düşündürüyor.

GTA’lar, uzunca bir zamandır bilinen, bakteriler arası gen değişimine yeni bir bakış açısı kazandırmış durumda.

…(Virus-like particles speed bacterial evolution/naturenews)

Ugandalı araştırmacılar,gelecek hafta içinde, muz üzerinde genetik mühendislik uygulamalarına başlayacaklarını belirttiler. Çalışma kapsamında, muzlara, yeşil biberden bir dizi gen eklenecek. Bu genlerin, Xanthomonas‘a bağlı solmaları engelleyeceği düşünülüyor. Bu bakterinin, Afrika genelinde her yıl milyarca dolar zarar getirdiği tahmin ediliyor. Bu yüzden, buna karşı bir savunma gerçekleştirilmesi oldukça önemli.

Ne yazık ki, yasal düzenlemeler henüz gerçekleşmediği için, geliştirilen muzların üretici tarlalara dağıtılıp dağıtılmayacağı kesin bilinmiyor.

… (Uganda prepares to plant transgenic bananas/naturenews)