Oxford Üniversitesi bünyesindeki araştırmacılar, bilinen en eski mikrobiyal fosili gün ışığına çıkarttılar. Avustralya’da 3.4 milyar yıl yaşındaki bir kayada keşfedilen fosiller, hücresel yaşamın başlangıcına ve ilkel enerji üretim mekanizmalarına ait önemli ipuçları barındırıyor.
Palaeobiyolog Martin Brasier ve takım arkadaşlarının ortaya çıkardığı hücre benzeri fosiller, Batı Avustralya’nın Strelley bölgesinde bulundu. İlkel zamanlarda denize komşu olan bu bölge, şu an denizden epey uzakta yer alıyor.
Fosillerin bulunduğu kaya üzerinde gerçekleştirilen kimyasal analizler, bu organizmaların, Dünya atmosferinin neredeyse hiç oksijen içermediği bir dönemde yaşadığını gösteriyor. 3.4 milyar yıllık fosiller, bitki, alg ve oksijen içermeyen bir Dünya’da, alternatif enerji üretim mekanizmaları konusunda önemli ipuçları barındırıyor. Eldeki bu yeni veriler, Dünya’da bilinen hayat’ın doğumunu 300 milyon yıl daha geriye çekiyor.
Öte yandan, geçen bu uzun süre, fosillerin kaynağı konusunda güvensizlikler yaratmış durumda. Daha önce, hücre fosili olarak tanımlanan bazı oluşumların aslında inorganik yapılardan oluştuğu yakın zaman önce kanıtlanmıştı. Buna en iyi örnek, 1980′lerde aynı bölgede bulunan 3.4 milyar yıllık siyanobakteri katmanının, aslında tamamen inorganik kökenli olmasının anlaşılmasıydı. Şimdi, benzer bir durum, bu yeni çalışma için de geçerli olabilir. En azından, araştırmacılar, fosil kaynakları hakkında artık daha şüpheci bakıyor.
Tartışmalar ve karşıt görüşler sürerken, fosilleri inceleyen Brasier‘in takımı, şekil, boyut ve karbon içeren hücre duvarı açısından bu fosillerin, günümüz bakteriyel kolonilerinin özelliklerini taşıdığını belirtiyor. Ölçümler, fosillerin, 5 ila 80 mikrometrelik çapa sahip olduğunu gösteriyor. Yine, günümüzde olduğu gibi elips, yuvarlak ve çubuk formlarında hücre fosilleri ortaya çıkarılmış.

Bulunan mikrofosillerden biri... Görüntüde, kumtaşları üzerinde birbirine yapışık şekilde bulunan hücre fosilleri görülüyor. Üstteki hücrenin duvarının parçalandığı görülüyor.
Bu özelliklerin dışında, fosillerin gerçekten organik kaynaklı olduğunu gösteren başka özellikleri de bulunuyor. Avustralya’daki bu fosillerde, hücre duvarı, hücre boyunca aynı kalınlıkta bulunuyor. Bu tür eşit kalınlıkta çeperlerin oluşması, jeolojik süreçler içinde inorganik kaynaklı oluşması pek mümkün gözükmüyor. Öte yandan, fosiller, atmosferde karbonun ağır formu olarak bulunan karbon-13‘ü neredeyse hiç barındırmıyor. Bu özellik de, fosillerin bir zamanlar, “yaşayan” hücrelere ait olduğunu düşündürüyor. Çünkü canlı organizmalar, biyolojik süreçlerinde, seçici olarak karbonun daha hafif formu olan karbon-12′yi kullanıyor.
Yapılan analiz sonuçlarına göre, hücre fosillerinin duvarlarında, mikrometre boyutlarında demir sülfit kristallerine rastlanmış. 3.4 milyar yıl önce, atmosferdeki oksijenin eser miktarda olduğu hesaba katıldığında, bu kristaller önemli ipuçlar veriyor. Brasier, bu kristallere bakarak, ilkel hücrelerin kimyasalları indirgeyerek enerji üretmiş olabileceğini öne sürüyor.
Benzer yapılar, sülfür indirgeyerek enerji elde eden bazı modern bakterilerde de yan ürün olarak görülüyor. Elbette, bu kristallerin hücresel aktivite yüzünden oluştuğuna ya da hücrelerin enerjisini sülfür üzerinden kazandığında dair şimdilik kesin bir kanıt bulunmuyor.
Dünya’daki yaşamın doğum tarihini bulmak için sürdürülen çalışmalar tüm hızıyla sürüyor. Yakın zaman önce, ilkel fotosenteze ait kanıtların ortaya çıkarılması ve kompleks hayatın tahmin edilenden çok daha eski olduğunun bulunması, konu ile ilgili gelişmelerden sadece bir kaçı. Gittikçe, doğum anına daha fazla yaklaşıyoruz. O anı bulduğumuzda ise, orada bizi bekleyecek milyonlarca soru daha olacak.
Yazar: Can HolyavkinBiyo RSS: Dünya'dan ve Türkiye'den Popüler, Güncel Biyoloji Haberleri, Site ve Ürün Tanıtımları, İpuçları ve daha fazlası...
Yazıların kullanımı ve reklam vermek için iletişim sayfasından Biyo RSS'e ulaşabilirsiniz.
Son Yorumlar